27 Eylül 2009 Pazar

Hisarörü Körfezi - Devam

4. Gün Selimiye

Ertesi gün öğleden sonra, tekne ekibinden iki kişinin ayrılacağı Selimiye iskelesine yanaştık. Selimiye, küçük bir sahil köyü. Pırıl pırıl bir denizi var. İşletmelerin önemli bir kısmı, varı yoğu İstanbul'da bırakıp buraya yerleşen elit insanlar.

Yolcularımızı gönderdikten sonra Mehmet Kaptan'ın kolejden arkadaşım dediği, karı koca bir çiftin işlettiği şirin bir kafede biraz soluklandık. Civardaki evlerin dış cepheleri özenli, bazıları resimlerle süslü, bazıları çiçeklerle bezeli.


Selimiye'den ayrılıp yakınlardaki bir koya gecelemek üzere vardık. O koyun adı yoktu. Sonradan telefonuma koyduğum GPS bookmark'larına da baktım, gerçcekten adsız bir koy. Fakat koyun güzel bir tarafı vardı ki, bir sonraki gün ana yelken de dahil, şöyle gün boyu güzel bir yelken yapma kararı aldık.

Bu arada geceleri dolunayı bahane ederek, aslında hava o kadar da müsait olmamasına rağmen, denize atlayıp atlayıp duruyoruz ve Allah sonumuzu hayretsin deyip geçiştiriyoruz. Andy'e denize girmeyi düşünüyor musun diyorum. 60 a 40 karşıyım diyor. E hadi girelim o zaman diyorum :), giriyoruz. Tabii diğerleri de peşimizden. Gerçi sonradan ekip bensiz de bir gece girdi. Öyle tatlı bir uykum gelmişti ki, dolunayın loş ışığında, simsiyah bir deniz içinde, kendini uzay boşluğunda gibi sıfır ağırlıkta hissetmenin muhteşemliğini başka bir akşama bırakmıştım.


5.Gün Dirsek Bükü

İşte su temizliği kategorisinde gördüklerim arasında en üst sıralara yerleşen, hatta belki de en üste oturan bir koy: Dirsek Bükü. Dirsek büküne geldiğimizde koyun içlerine doğru kurulu olan küçük restorana çok yaklaşmadan, güney tarafında kayalıklara kıçtan kara olduk. Akşam biraz çalkanlıtı sudan pek birşey anlayamadıysak da, sabah kalktığımızda gördüğümüz suyun durgunluğu, derin mesafeye rağmen dip balıklarının seçilebilmesi, turkuaz ötesi bir renk Dirsek büküne tatilimizin en gözde yerlerinden biri notunu verdi. Bir sonraki tatile mutlaka bir iki akşam ayırmalı.

Selimiye - Dirsek Bükü arası mesafeyi tümüyle yelkenle kat ettik. Bir ara dümene geçip, 19.2 metrelik bir yatın dümen farklılıklarını algılama şansım oldu. En önemli fark, teknenin dümen hareketine verdiği tepkinin biraz daha zaman alması gibi geldi bana. Bir de dümene binen yük özellikle orsa seyirde küçük tekneye oranla biraz daha yorucu. Ama tabi ki çok daha zevkli.

8.2 knot luk rekorumu kimse kıramayınca :) dedim kaptan tamam artık koya gidebiliriz. :) Dirsek bükü ağzında yelken indirip, koya girdik. Dirsek bükü, balığı da bol bir yer olarak aklımızda kaldı. Ben yine ispari tutmaya devam ettiysem de, arkadaşlar sokkan ve bilimum başka balıklar tuttular.


Dirsek bükü akşamı, planımıza göre dönüşe geçmemiz gereken günden öceki son akşamdı. Tatili Turgutreis giriş ve oraya dönüş olarak planlamıştık ve bir sonraki gün yani Perşembe dönüşe geçip, Bodruma yakınlaşmamız gerekiyordu. O arada fikir kimden çıktı bilmiyorum, 'neden biz de Selimiye'den dönmüyoruz ki' denildi. Selimiye'den Bodrum havaalanına dönüşü sorduk, biraz pahalıcaydı ya, kaptan Turgutreis'e dönmeyeceksem bir kısmını da ben hallederim dedi ve o gece planı değiştirmeye karar verdik. Bodruma dönmeyecek, Selimiye'den Havaalanına gidecektik.

Plan değişikliğiyle 2 gün birden kazanınca Kaptan 'hadi sizi Simi'ye götüreyim o zaman' dedi. 'Kaptan iyi de, ne pasaport ne birşey' diyecek olduk, günübirlik gidişlerde, çok kısa giriş çıkışlarda sorun yaşanmadığımı, hele de Türk bayraklı yatların avantajlı olduğunu söyledi. Ve biz ertesi gün kendimizi Simi'ye yanaşır bulduk.

6. Gün Simi

Simi'ye yanaşıp, koya girişte iskele uçta kalan yakıt istasyonuna bağlandık. Kaptan yakıt ikmali yaparken, bir buçuk saat sonra teknede buluşmak üzere adanın merkezine doğru kıyı kıyı yürümeye başladık. Ada, bir tek modern mimarili yapı barındırmaması ile büyüleyici. Evlerin tümü şirin tarihi evler. Çok çok iyi korunmuş bir mimari doku, yeni yapıların dahi adaya has dokuyu barındırması, pırıl pırıl, şirin daracık ara sokaklar, dış cepheleri sanat eserini andırır evler.... Adaya mutlaka tekrar gelmeyi, bu defa pasaportlarımızla ve gece konaklamalı olarak gelmeyi planlayarak, alışverişimizi tamamlayıp tekneye döndük ve öğlen yemeğimizi yemek üzere yakınlardaki bir koya demirledik. Koyda kapıları denize açılan, denize kıyılı evler ve küçük de bir taverna vardı. Yemeğimizi yeyip, adanın arkasında kalan Panormiti Koyuna yollandık. Panormiti adeta gece teknelerin konaklaması için yaratılmış, dar girişli , çanak şeklinde bir koy. Su derinliği 5 metre civarı. Saat başı çalan kilise çanı ve nadir araç sesleri harici koy sessiz. Koy girişinde tepeye kurulu bir yel değirmenine yürüyüş yolu var.

Panormiti'de sabah son kez denize girdim. Son kez diyorum, çünkü maalesef, önce bir karın ağrısı, sonra hafif ateş ve halsizlikle devam eden üşütme beni bir gün kamaraya hapsetti. Panormiti'den ayrılıp, Orhaniye'nin karşısındaki, kaptanın 'Emel Sayın koyu' dediği nefis koya geldik. Tam demirlemiş, kıç halatı bağlıyorduk ki, yolda ara ara serpiştirmeye başlamış olan yağmur şiddetlendi ve yan guletin kaptanı Can kaptana 'abi sıkı lodos fırtınası geliyor, burada barınılmaz' dedi. Lodos fırtınasına daha korunaklı olacağı düşüncesiyle Orhaniye'ye doğru yollandık ve gecelemek üzere sağlamca bir demir atıp, kıçtan kara olduk.


7. Gün Orhaniye

O gece fırtına şiddetlendi. Tekneye bordadan vuran rüzgar, koca tekneyi uçlarindan bağlı bir hamak misali iki yana salladı durdu. Neyse ki kaptanın yeni taktırdığı ultra demir sorun çıkarmadı. Gece en şiddetli anlarında ben rahatsız ve yatıyorken, sanıyorum kıç halatı söktük, fakat maceraya pek dahil olamadığım için tam olarak neler oldu bilemiyorum.


Neyse ki, hiçbir sorun yaşamadan sabahı ettik, Sabah uyandığımızda biraz ara vermiş yağmur ve seyrelmiş bulutların arasından görülen manzara soldaki gibiydi. Yağmur yağdıkça ta kamarama kadar gelen çam kokusuyla, muhteşem yeşili, dimdik dağları ve harika kız kumu ile Orhaniye muhteşem bir cennet köşesi daha.

Öğlene doğru tekneden ayrılmak üzere Selimiye'ye yanaştık ve çok güzel anılarla dolu bir tatili geride bıraktık. Tatil boyunca bir haftasını 19 X 3 desek en fazla 60 metre kare bir alanda çok eğlenerek geçirebilen 7 arkadaşa, Can ve Mehmet kaptanlarımıza sonsuz teşekkürler.


Sevgiler
Osman

14 Eylül 2009 Pazartesi

Hisarönü Körfezi

Bu yılın Eylül seferini, geçen yıl kendi kiraladığımız teknede canlarını çıkardığımız, sözde hiç bir şeye ellerini sürmeyecekken, kendilerini zincir çekme, kayalık iteleme gibi bilumum miçoluk külfetine bulaşmış bulan Berna ve Gökhan arkadaşlarımızın isteği doğrultusunda planlayalım dedik ve kaptanıyla, miçosuyla adam gibi bir gulet aramaya başladık.

Tekne aramaya başladığımızda Bernanın Palamut Bükü'nden bir arkadaşı vasıtasıyla Anitta ve ekibiyle tanıştık. Anitta, film yıldızı bir tekne. 19.2 metre boyunda çok şık tasarımlı bir ahşap yelkenli. Zülfü Livaneli'nin yönetmenliğini yaptığı 'Mutluluk' adlı filmde kullanılmış. Tekneye ilk bindiğimizde Özgü Namal'ın kaldığı kamara için yazı tura attık mesela, ama maalesef bana çıkmadı :) Şaka şaka, yok öyle bir şey. Herneyse filmde gögür gürmez aşık olduğum bir teknede olacaktık ki, tatilin en keyifli kısmı o olacağa benzerdi.

Planımız tekneye Turgutreis'ten binmek, Knidos burnundan Hisarönü körfezine inip, tekrar geri dönmek ve bunu bir hafta sürede tamamlamaktı. Bu arada Salı günü tekneden iki kişi inecek ve İstanbul'a geri dönecekti.


1. Gün Çatalada - Mersincik


Cumartesi öğlen hazırlıkları tamamlayıp tekneye bindik. Geçen yılki 39 feet teknemiz üzerine, 19 metre bize yayla havası verdi. Teknede olmadık olmadık şeyler, yok buz makinesi, yok bulaşık makinesi... Bir şımardık, bir şımardık.

Öglen yaklaştığından kaptan yemek için yakın bir mesafedeki Çatal adaya uğrayıp, yüzme ve yemek molası verme teklifinde bulundu. Çatal adadan aklımda kalan bir şey var, inanılmaz tuzlu bir suyu var. Bir hafta önce Karadeniz'e girdiğimden mi öyle hissediyorum acaba derken, Andy de aynı şeyi söyleyince ikna oldum. Çatal ada sonrası da bir kaç saatlik bir seyirle Datça yarımadasının kuzey kısmında burna yakın bir yerde kalan Mersincik koyuna girdik.

Bu arada teknede, hayatında ilk defa gecelemeli tekne yolculuğuna gelen bir arkadaşımız var. Ona tekne yaşamını özendirmeye yönelik telkinler, denizle ilgili bilgiler veriyoruz, lakin sabah kahvaltıyı arılar bir basıveriyor, biz 'ehm, şey.. evet. böyle zorluklar da var tabii' deyip durumu idare etmeye çalışıyoruz. Neyse ki şerbetli miydi neydi, kendisini ne deniz tuttu, ne arı soktu, ne de Bencik'te köpek balığı ısırdı. Hatta sallantının hoşuna bile gittiğini söyledi. Öte yandan ay ışığında denize girme aşamasını bir sonraki tekne tatiline bıraktı. Yalnız hakkını yemeyelim, köpek balıklı olduğu söylenen Bencik koyunda denize girme cesaretini göstererek kendini fazlasıyla ispat etti. :)


2. Gün Knidos - Kargı Koyu

Ertesi gün tehlikeli sularıyla Knidos burnunu dolaştık. Hemen burunda kayalıklara yaslanmış bir batığa eşlik eden kaba dalgalar, küçük boyutta bir tekneyle burnu dolaşmanın güçlüğü hakkında ipucu verir gibiydi. Neyse ki hava çok sert değildi ve burnu geçip koya girince sakin sulara ulaştık. Knidos burnunda alargada durmuş tekneler arasında yer bulmak oldukça güç oldu. Arka saflardan birinde demir saldık ve yemek hazırlanana kadar kıyıya çıkıp dolaşalım istedik. Malum Knidos, antik şehir kalıntılarıyla da ilginç bir mekan. Bota atlayıp bir kaç seferle ekibi kıyıya çıkardık. Biraz dolaşıp, köy çocuklarının okul harçlığı niyetine sattıkları kaktüs bitkisinden yedikten sonra dönmeye niyet ettik ki, dört amatör denizci kaptan olarak bir botu çalıştıramadık. 'Belli ki motoru boğduk' deyip bir çay içip geldiysek de, sonuç değişmedi. Bir ara çalışır gibi oldu, epeyce çalıştı, tam insanlar binmeye yeltendiğinde yine stop etti.

Kaptanları aradık, bize durdurma düğmesinden, ucundaki ipten vs bahsederken, ya elim bir yerlere değdi, ya da ne olduysa oldu, Andy'de o ara tesadüfen denemelerine devam ediyordu belli ki, hoop çalışıverdi.

Şu dingi prosedürünü hala çözebilmiş değilim. Bir gün internetten bir dingi motoru el kitabı indirip, baştan sona okuyacağım, bu böyle olmayacak. İşin kötüsü bu sefer yanımıza kürek de almamışız. Motor yarıyolda duruverse akıntı nereye götürecek allah bilir.

Herneyse tekneye döndük, yemeğimizi yedik ve Knidos'un kalabalığından uzaklaştık.

Kargı koyuna gitmeden önce Berna arkadaşımızın Palamut Bükündeki arkadaşının şirin işlemesinde birşeyler içtik ve geceleme için Kargı koyuna girdik. Kargı koyunda ilkin alarga'da kalalım dediysek de, sonrasında kıçtan kara olduk. Balık sevdalısı arkadaşlarımız balık için kıçtan kara daha iyi olur dediler. Ben de aslına bakarsanız o gün öğrendim. Öte yandan fotoğraf için de iskele en iyisi, tepsi gibi bir ay ya da sabahın ilk ışıklarını tekneden çekmek imkansız. Dedim ya sesimi çıkaramıyorum, bu sene söz hakkı geçen yıl eziyet çekenlerde.
Bu arada ben de ara ara balık tutuyorum, yalnız sürekli ispari yuvalarına denk geliyor, yavru tutup tutup denize atıyorum. Kitabımı evde unutmuş, tekneye yetişme yolunda idareten bir kitap almışım, pek açmamış. Tadım pek yok. Neyse ki koy nefis. Sabah erken kalkıyorum, ve sabahın ilk ışıklarıyla yandaki fotoyu çekiyorum.


3. Gün Çiftlik Koyu - Bencik

Ertesi gün öğleni Çiftlik adında, kıyılarında Aktur sitesinin kurulu olduğu koyda geçirdikten sonra, gezimizin en nefis noktalarından birine Bencik koyuna geldik. Soldaki fotoğraf sabah balığa yollanan küçük bir kayık. Bencik Datça yarımadasının en dar kara bölümü. Gökova körfezi Bencik'in 900 metre kadar ötesinde ve tam aradan Datça Marmaris yolu geçiyor. Eski çağlarda bölgede yaşayanlar Pers salıdırısından korunmak için bu dar kara parçasını kırıp yarımadayı adaya çevirmek istemişlerse de olmamış. Kayalıklar fırlayıp fırlayıp ölümlere neden olmuş. Demek ki Zeus öyle istemiyor demiş bırakmışlar. Bugünlerde denizi artırmaya çalışmak şöyle dursun, denizi doldurup doldurup inşaat yapan bir nesil var, ama kimsenin başına birşey geldiği yok. Zeus artık yok, ondan mıdır? Yoksa bugünün tanrısı artık umursamıyor mu? İçine mi atıyor? Bilemiyorum.

Koyun bir özelliği var. Daha çok kışın görülmekle birlikte, sıcak su akıntıları nedeniyle köpek balıkları için yavrulama alanı olduğu biliniyor. Tabii ki herhangi bir tehlike söz konusu değil. Lakin söylenene göre koyda tek bir tekne demirlemiş olsun, bir tane bile görmek imkansız olurmuş.

Bencik'in suyu biraz bulanıkça ama kirliliğinden değil. Suyun yapısından belki ve muhtemelen de etrafın inanılmaz yeşil bir bitki örtüsüyle kaplı oluşundan. Öyle ya da böyle, şu ana kadar ki yelken deneyimimde gördüğüm en güzel koylardan biri.
Devam edecek...
Osman
free hit counter