17 Haziran 2010 Perşembe

Acemi Kaptanın İkinci Göcek Seferi

Sevgili blog,

Aramızda kalsın, işyerinden iki arkadaşıma hafiften kelek yapıp, benimle tekneye gelmeye ikna ettim :) Belli ki önceki yazılarımı okumamışlar, başlarına gelecekten habersiz 17 Temmuz'u bekliyorlar. Yalnız kendime çok da haksızlık etmeyeyim, etrafta dişi martıdan başka birşey olmayacağını onlara peşinen söyledim.

Öyle bir de terör estirdim ki, 'kaptanın denize atma yetkisi var haa!' dedim, gözlerini korkuttum :). Böyle saçmalıklar 'Aşk Gemisi' dizisinden mi kalma nedir, bir an inandılar valla. Arada şöyle sorular alıyorum insanlardan: 'şimdi sen kaptansın ya, evlendirme yetkin oluyor mu?' :) Tabii diyorum, evlendirme, boşama.. Yani uğraşmayın mahkeme şu bu, boşanacaksanız gelin bir haftalığına benim tekneye, ben sizi boşayıvereyim :).

Yani şaka bir yana sevgili blog, 17 Temmuz'da öğleden sonra 3 -4 sularında, Göcek belediye marina'dan 10 buçuk metre uzunluğunda bir tekne yola çıkacak. Bu adam yine alıp yüreğini koylara gidecek. Sabahın köründe kalkacak. Güneş acep şurdan mı doğacak, burdan mı diye düşünüp duracak. Kızıl mı açacak, sarı mı? Ne işe yarayacaksa? Teknenin başına oturacak, ayaklarını aşağıya sarkıtacak, kafasını baş ıstralyaya dayayıp düşünecek. Gözlerini denizin yüzeyinde gezdirecek, bir renk, bir ton arayacak. Bulunca sevinecek. Bir sinek olta atacak suya, yavru balıkları tutup tutup denize atacak. Sonra bir kaç martı görecek, bir balıkçı motorunun pat pat pat sesi yürek atışlarına karışacak. Yaşıyorum diyecek. Varım.

Gece olacak. Suya girecek. Issız bir koyda ise, hele bir de ay yoksa, samanyoluna karşı yatacak simsiyah suya. Tek bildiği kuzey yıldızının yerini bulmaya çalışacak. Yıldızlar yakınlaştıkca yakınlaşacak, uzay boşluğuna yükselecek bu adam. Yıldızlara kadar çıkıp, gerisin geri inecek. Ya da dolunay varsa, yüzünü ona dönecek, yakamozlara tutuna tutuna tırmanacak aya, oturup dünyayı oradan seyredecek...

( Sonra da hasta olup, yatak döşek yatacak :) )
free hit counter