29 Eylül 2015 Salı

Seneler sonra karadan - Gümüşlük


İkidir üzücü tatiller yaşıyorum. Önce Gökova şimdi de Gümüşlük. Birine 5 yıl üzerine, diğerine 15 yıl üzerine ikinci gez gittim, sanıyorum ondan. Bir yere ya sürekli gitmek lazım, ya da seneler üzerine tekrar asla gitmemek gerek.Yoksa üzülüyor insan. İşler iyiye gitmiyor genelde ve aradaki zaman farkı arttıkça hayal kırıklığı da katlanıyor. Zaman ilerledikçe "Harika! Cennete dönmüş buralar" diyemiyor insan ülkemde, çoğunlukla tersi oluyor.

Gümüşlük'e ilk gidişim 2001 yılıydı. Bir Limon kafe vardı, kimse bilmezdi. Köyden ayrık bir tepede, elimizde şaraplar gün batımını seyrederdik. Sonra tarlaların arasından sahile iner, bir iki turlardık. Sahilde iki bilemedin üç balık restoranı pırıl pırıl denizin yanında nefis balıklar yapardı.

...

Limon kafe rezervasyonla gidilen, ateş pahası bir restorana dönüşmüş. Gizli cennetim değil artık. O kadar talep olunca kimseyi suçlayamam tabii ama yemeklerin çok başdöndürücü bir lezzeti de yok. 48 tl lik bir lezzet değil çökertme kebabı örneğin. Keşke gidip kapısında kuyruk beklenen, yer yoksa geri dönülen, çizgisini değiştirmemiş, fiyatlarını uçurmamış, gün batımının kızıllığı renginde şarapların içildiği küçük, butik bir kafe olarak kalabilseydi, ama kalmamış. Olsun. Bir daha gitmem olur biter.


Sonraki günlerde "Nar Çiçeği" adında, Limon kafeninki gibi bir tepeye kurulu, hatta kadraj olarak manzarası daha bir geniş açı olan kafeyi denedik, güzeldi. Lezzet güzel, fiyatlar makul, manzara tam önümüzden geçen elektrik telleri haricinde muhteşemdi. Oraya da kredi kartı geçmiyor dediklerinde bir daha gitmemeye karar verdim. Balat'ta bir köfteci amcam vardı. Adam 50 lerden beri köfte yapıyordu. O "kart geçmiyor" dediğinde anlıyor insan, "eski kafa tamam, eski işletme, köftesi harika naapacan" dersin anlarsın. Lakin kredi kartı döneminde açılmış bir işletmenin "kart geçmiyor" demesini ben biraz garip buluyorum. Nar Çiçeğin'de yaptıklarını sanmıyorum ama vergi usulsuzlüğü niyeti sezinliyorum ve bu içimi bulandırıyor.

Oysa ki Nar Çiçeği kafe Gümüşlük tatilimi kurtarmaya en yakın adaylardan biriydi. Ne belediye çay bahçesinde yediğimiz nefis köfte ekmek, ne sahildeki onca balık restoranı arasındaki mütevazi hamburgerci durumu kurtaramadı. Köfte iyi güzeldi de, gelmesi 40 dakika sürüyordu. Hamburger lezzetliydi, fakat ekmeği hafif bayattı. Tam olmadı bir türlü.

...

Tam olarak ne zaman bozuldum Gümüşlük'e onu hatırlamaya çalışıyorum. İlk gün öğlen yemeği yediğimiz Myndos restoranda kalamarın yeşilimsi bir sosla birlikte gelmesine mi bozuldum  acaba? Ya da sonrasında kabak çiçeği dolmalarının pirinci çiğ çıkınca olabilir. Hele de hesap kallavi bir akşam yemeği hesabı ayarında olunca iyice keyfim kaçmış olsa gerek.Bir rakı bile içmemiştik oysa ki.

Aslında daha öncesi de var. Özak Pansiyon'a ilk giriş anımız da ilk bozulma anım olabilir. Dumanaltı resepsiyonun hemen karşısındaki televizyonda sel haberleri dinleyen pansiyon ekibi ve onların "bunlar da nerden çıktı" diyerek bakan ekşi suratları, sonradan kalkan bir tanesinin ağzında bir aşağı bir yukarı sallayıp durduğu külü düştü düşecek sigarasıyla rezervasyonumuzu kontrol etmesi ve karşısında 3 kişi olmasına rağmen "rezervasyon 2 kişiydi değil mi?" demesi de pekala bozulma anımdı denebilir.

Sigarayı ara ara bırakmanın en kötü tarafı da bu... Yeni bıraktığın dönemlerde, bir anda sigara içmeyenler tarafına saf değiştiriyorsun ve daha bir ay önceki yandaşların olan sigara içenler gürühunu bir anda satıp onlara gıcık olmaya başlıyorsun. Yanında biri keyifle sigara tüttürdüğünde tam hissin bu oluyor. Belki de - bu yazıyı yazarken dahil - bütün gıcıklığım bundan kaynaklanıyordur. O yüzden yazımın temkinle okunması iyi olur. Belki de güzelmiştir Gümüşlük.

Gerçi işin içinde senelerdir tekneye gidip, çok temiz denizlere bağımlılaşmak da var sanırım. Hissiyatım o kadar da yapay olamaz. Denizci adam kıyıdan denize giremiyor bir süre sonra. En az on metre derinlikte dibi ayna gibi görmüyorsa surat ekşitiyor insan. Kötü oluyor gerçekten tekne tatilleri, çıtayı olmadık derecede yükseltip, Gümüşlük gibi yerlerde insanı suratsızlaştırıyor.

Bir kere girdim denize Gümüşlük'te ve çıktığımda üzerimde midye, yosun, tekne mazotu karışımı bir koku vardı. Köpüklenmeden çıkmadı. Küçücük koya neredeyse borda bordaya doluşmuş teknelerin bulaşık suları, kıyı boyu aralık vermeksizin uzanan restoranların çok da sızdırmaz olmadığını düşündüğüm kanalizasyon altyapıları belli ki suyu bulandırıyordu.

...

Özak Pansiyon işini biliyor gerçi. Tüm rezervasyonun parasını önceden alıyor. Malum almasa bir allahın kulu tatilin sonuna kadar dayanmayacak belli. Ha şimdi denebilir ki "madem mekanı booking.com'da 6.2 olarak gördün de niye gittin?"  6.2 puan "ne kadar kötü olabilir ki?" seviyesinin dahi altıymış, ne bilelim.

Kaldığımız dört gecelik sürede odayı sadece bir kere temizletebildiysek de,  rutubetten bir türlü kurumayan banyo havlularını değiştirmek istediğinizde sorun çıkarmadılar, ne yalan söyleyeyim. Kendi manifestosunu ilan etmiş ve özel gezegeninde yaşar bir havası var Özak pansiyon erbabının. Bara oturduğumuz bir seferinde, barmen onbeş dakika kadar sonra sipariş sormaya gelince,  "alkol karneyle mi veriliyor sizde?" diye sordum, değilmiş, tek başına bakıyormuş, yetişemiyormuş. Oysa barda bizden başka 5-6 kişi vardı. 

Yemek riskini hiç almadık Özak'ta. Akşama kadar orda burda sürtüp, akşamları pencere aralıkları tam olarak kapalı olmadığından olsa gerek, nereden geldikleri belirsiz ve ardı arkası kesilmeyen sivrisineklerle boğuşarak gecemizi tamamlamaya çalışıyorduk.

"Özak pansiyonun hiç mi güzel şeyi yoktu?" diye düşünürsem, vardı. Her nasılsa benimkiyle yüzde seksen örtüsen playlist'leri eşliğinde rakı yudumlamak ve sonrasında odada o müziklerle uykuya dalmak güzeldi. Gece dörde kadar çalıp içip, kafa yapıp, barda ve sahilde onlarca bira şişesi, izmarit dolu küllükler, kokteyl bardakları bırakıp yatıyorlardı. İşin ilginç tarafı, mevzubahis felsefeyi çözmeyi bir türlü başaramadım. Hani içerde televizyon ve gerizekalı programların başından saatlerce kalkmayan bir gürüh görmemiş olsam, ermiş bunlar, biraz genişler sadece deyip geçiştireceğim ama o da değil.  Felsefe, melsefe, mistiklik falan değil olan, pislik ve  miskinlik sadece.

İnsan üzülüyor. Böyle bir işletmenin, her ne kadar eskisi gibi değilse de, ülkemin en gözde turizm noktalarından birinde, önemli bir lokasyonda bulunmaya ve turizm ruhsatına sahip olmaya hakkı yok. Booking.com'da özellikle yabancı konukların yorumlarını görüyorum ki, yazık gerçekten. Ben olsam kültür bakanlığının yerinde, booking.com'u takip eden elemanlar tutar ve notu 7 den aşağı olan ve bir süre yukarıya çıkamayan  tüm işletmeleri sıkı denetime tutar, sonra da gerekirse ruhsatlarını elinden alırdım.

Eve dönüştür orayı kardeşim, aşevi falan yap, hayır için işleteceksen işlet de, insanın hem o eziyete katlanıp hem de üstüne para vermesini bekleme.

Dürüst de değiller bir yandan, diyorum ya işin içinde bir felsefe olsa, dürüstlük olur. Filozof adam dürüsttür çünkü. O da yok. Saati 90 tl'ye özel windsurf ders vermesi beklenen hocamız, aynı zaman dilimine iki öğrenci daha aldı. Özel ders değilmiydi bu yaw? Sınıflarımız üç kişiliktir diyeydin de çocuk bir saatin yarım saatini suda ne yapacağını bilmemeden geçirmeseydi. Ya da adına ders deme, bu aleti suya atıp bir saat kiralamak 90 tl de, tamam ya da değil diyelim.

Pansiyonun bir köşesinin adını da "çapulcular tekkesi" koymuşlar. Güzel heves de, hani tekke, hani derviş?

...

Karadeniz yemekleri yapan bir lokanta var, güzel. Fırını da. Dürüst işletme oldukları belli, hesap alır almaz fişi kendiliklerinden kesiyorlar.

Club Gümüşlük güzel bir bar.  Tavşan adasını güney ucundan görüyor, gün batımında yüzünüz güneşe dönük, biranızı yudumlayarak yoldan 2 metre kadar yüksekçe bir yerde güneş batırıyorsunuz, hoş oluyor. Orada da o yüksekliğe sahip bir yerin korkuluğunun olmamasına taktım, huysuzum ya.Yok yaw, normalde de olsam takardım, biri düşecek biyerini kıracak..

Jazz Kafe.... 2 duble viskiyi marketteki 70 lik şişe fiyatına satıyor. Aman diyim. 

Mimoza restoran güzel. Dekorasyonundan temizliğine, çalışanların titizliğine kadar Gümüşlük'te bir numara gibi. Yemek yemedik, birer Mohito içtip kalktık. "Şimdi 70 80 lira hesap gelir" diye beklerken, 40 tl gelince şaşırdık. Rakam hiç de fena değildi. Bizim bitli Özak'ta bile 33 lük bira 15 lirayken burada Mohito'nun 20 lira olması takdire şayandı. Gümüşlük'ten biraz hazzetmiş olsak ve hemen dibindeki koy, kucak kucağa teknelerle dolu olmasa belki bir akşam yemeği deneyebilirdik ama içimizden gelmedi.

...

Bir ara kitapçı sorduk,  "Kitapçı yok maalesef, bir tane var, o da Nejat İşler'in" dediler. "Normal bir adamın kitapçısı yok maalesef" der gibiydiler, çok güldük.  Gümüşlük'ün delisi gibi bellemişler adamı malum. Kitapçı dükkanı Tezgah gerçekten de köy merkezinde kasabın yanında, yalnız sanıyorum hep kapalı, belli ki o yüzden "sadece onunki var" diyorlar.  Ya da içinde sadece kendi sevdiği kitapları bulundurmasından da olabilir, bilmiyorum. Bir akşam Club Gümüşlük'te yanımızdaki masada oturuyordu. Dolu bir deli kendisi, biliyordum da, gözlerimle de görmüş oldum.



Son gün uçağımız 20:20 de olmasına rağmen, erkenden kahvaltımızı edip, kendimizi Bodrum'a attık. Gün boyu bulanık denize bakıp, cepten facebook, instagram karıştırmaktan iyiydi.

Bir gizli cennetin daha üstünü çizdik. Bakalım önümüzdeki ömrümüzde elimizde neler kalacak.


free hit counter