11 Mayıs 2010 Salı

Üçüncü Kez Akbük

Liseden sınıf arkadaşlarımla hala görüşürüz. Öyle seyrek de değil, İstanbul ekibi olarak ayda bir, Türkiye geneli dersek yılda bir gibi buluşmalarımız olur. Bu yılki bahar buluşmasını Bodrum'da yapalım dedik. Fakat nasıl edelim, kim organize eder şu bu derken, kendimi organizatör konumunda bulunca, son iki yıldır gittiğim Akbük'te bir buluşma organize etmeye karar verdim.

İki yıl önce iskelesine yanaştığımız ve yemeklerini beğendiğimiz Altaş Restoran'ın pansiyonu da olduğunu görünce tamamdır deyip pansiyon sahibi Öner bey'i aradım uzun haftasonu konaklamamızı ayarladım.

Cumartesi sabah Bodrum havaalanından kiralık minibüsümüze atlayıp, Akbük'e doğru yola çıktık. Bu arada sevgili Bodrum sakini arkadaşım Pelin'in tahmin ettiği üzere Didim Akbük değil, Gökova Akbük burası. Gökova körfezinin kuzey kıyılarında, Akyaka'nın biraz batısında cennet parçası bir koy. Akbük'e gitmek için önce Milas'tan Ören'e gitmek gerekiyor. Ören Akbük arası biraz yorucu da olsa 26 km kadar. Toplamda 90 km kadardı diye hatırlıyorum.

Öte yandan iki GPS teknolojili arkadaş olarak Gökhan ve ben bu yolu bulamayıp :) Akyaka'ya kadar gidince gidiş süremiz biraz uzadı. Öğlene doğru koya vardığımızda nefis bir hava ve mükemmel bir deniz bizi bekliyordu. Maalesef fotoğraflar önceki senelerden ( fotoğraf makinamı sabah uçağa yetişme telaşıyla unutmuşum ) fakat denizin renginde, durgunluğunda bir fark yoktu. Pırıl pırıl, dupduru, lacivert-turkuaz bir suyu var Akbük'ün.

Yemeğimizi yeyip biraz denize girdik. Grupta Mayıs ayında ilk kez denize girenler oldu diyeyim, Akbük'ün denizinin çekim gücüne siz karar verin. Su serin ( tamam serinin biraz ilerisi belki :) ) ama içinde durunca ısınılan türden. İçinde durdukça morarılan denizler de hatırladığımdan, Akbük'te denize soğuk demek yanlış olacak.

Altaş pansiyon temiz odaların, duşların, kendi tarlalarında yetiştirilme sebzelerle yapılan salataların olduğu güzel bir mekan. Akşamki barbun ve lagos ziyafetimiz de güzel olunca, tamamdır dedim, buraya tekrar gelinir.

Tatilde erken kalkıp sabah fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Fakat bu sefer makinem yanımda olmadığından Pazar sabahı saat falan kurmadım. Öte yandan koydaki oksijen miktarından mıdır nedir, sabahın 4 buçuğunda uyandım. Uyanmışken de sahile inip biraz koyu seyrettim. Bir buçuk saat kadar dolandım.


Pazar sabahı günün biraz serin ve havanın kapalı olacağını görünce, hem o gün ayrılacak arkadaşlarımızı bırakmak, hem de bir çevre gezisi yapmak adına Ekincik koyuna doğru yola çıktık. Arkadaşlar orayı da çok beğendi. Ekincik, Köyceğiz gölünün hemen batısına tekabül eden başka bir cennet kösesi. Fakat gittiğimizde hava hala kapalı olduğundan, ve suyu Akbük'e kıyasla biraz daha az berrak olduğundan kimse denize girmedi. Akbük'ten sonra denize girmek zorlaşır, buradan uyarayım :)


Arkadaşlarımızı havaalanına bırakmadan önce Güllük'e uğrayacak vaktimiz oldu. Güllük bana göre değil, biraz beton. Yolcularımızı gönderdikten sonra da bu defa Ören yolu üzerinden Akbük'e döndük. Son akşamki yemeğimizi rakı, meze ve azar azar porsiyon etlerle hafif tutup yattık.

Pazartesi sabahı nefis bir denize uyandık. Bu arada dibi kum, suyu pırıl pırıl muhteşem bir köşesi var Akbük'ün. Ulaşımı yürüyerek dahi biraz meşakkatli ama ödül büyük. Benzer bir koya Sedir adasında ücretli giriliyor, nefis bir su. 'Kimse yok' un yanısıra, kum zeminin muhteşem hissi ender bulunan türden.

Arkadaşlara 'bu koyda ömür boyu yaşarım' diyorum, 'sıkılırsın' diyorlar. Nasıl sıkılır insan bu renkte bir denizden, insanı adeta sarhoş eden oksijenden, sabah tam karşıdan doğan güneşten.
free hit counter