8 Temmuz 2010 Perşembe

Göcek Seferi ( Bu sefer acemi kaptanın değil )

Daha önceki seyir yazılarımın başlıklarını 'Acemi Kaptanın...' diye başlatırdım. Sanırım artık kendime acemi kaptan demesem de olur. Bu seyirde iki tane miçom olunca, onlara ne çok şey öğretebildiğimi, hatta son günlerde tekneyi tümden onlara emanet edebildiğimi de görünce acemi lakabımı kaldırmayı hak ettim diye düşünüyorum.

17 Temmuz Cumartesi öğleden sonra miçolarım Mehmet ve Özgür'le tekneyi aldık. Miçolarım derken, iş yerinden arkadaşlarım, okumuş etmiş, mühendis çıkmış adamlar. Denize özendiler ve ilk kez bir tekne tatiline geldiler ve ne mutlu bana ki, çok da mutlu döndüler. Bu arada hemen reklam yapayım, tekneyi kiraladığımız firma budgetsailing.com, Göcek'te. Biz Hasan ve Aziz Kaptan'dan çok dostane bir güleryüz gördük. Tavsiye ediyoruz.

Teknemiz Karia 11, Comet 1050 model bir italyan tasarımı idi. 13-15 knot civarında bir rüzgarda 7.9 knot civarında bir hıza ulaştı ki bence çok iyi bir rakam. Sade bir tekneydi Karia 11, herşey manuel. Irgat yok, hidrofor yok. Ama miçolar dahil bu duruma şikayet edenimiz olmadı.

Benim Göcek'e beşinci gelişimdi de, miçolar Göcek'e ilk kez gelmiş olduklarından yola çıkışı ertesi güne bıraktık. O gece Göcek'i görelim dedik. Dursun Ustanın yerinde karnımızı doyurduk ve biraz Göcek'i dolaştık. Dursun Ustanın kızı restoranda unuttuğum fotoğraf makinesi çantamı bisikletle arkamdan getirince kendisine 'seç beğen şu miçolardan birini köle olarak al' diyecektim de :) tatil dönüşüne bıraktım. Ne de olsa tatilde bana lazımlardı :) Şaka bir yana Dursun Usta'nın yemekleri güzel.

Arkadaşları Swiss Otel'in Sundowner restoranına götürmeye çalıştım, atmosferi(!)ni beğenmedik, oturmadan geri döndük. Hakları var canım, gün çoktan batmış, mekanın pek bir albenisi kalmamıştı. Biz de teknede Ipod mini hoparlörümüze müziğimizi taktık. Rakımızı açtık, efkarlandık. O gece büyüleyici müzik miydi, üç yanımızı çeviren dağlar mıydı, yoksa yeşil sarıklı efe mi yaptı ne olduysa artık, yüreğimin bir kenarında kelimeler türedi, durur muyum, hemen gönderdim dünyanın en güzeline sms ile.



Pazar

Günler öncesinden bağlar ve denizcilikle ilgili teorik bilgilerle donattığım miçolarımı, yola çıkmadan önce biraz da tekne başında eğittikten sonra ve herkesin görevini anlamasını sağladıktan sonra sabah erkenden At Bükü'ne doğru yollandık. At Bükü iyi bir seçim olmadı. Su sıcaklığı bunaltıcı derecede yüksekti. Biraz geçmedi su yüzeyi köpüklendi, sanırım açıklardan geldi, ya da teknelerden birinin marifetiydi farkedemedim. Biz de çarcabuk oradan kaçtık.

Sonrasında Fethiye tarafına açıldık ve ilk yelken denemememizi yaptık. 13-14 knot civarı rüzgarda yelken keyifli sakin bir seyirdi.

Akşam Boynuz büküne döndük. Boynuz bükü seneler önce geldiğim halinin çok uzağında maalesef. Su çok bulanık, hamam gibi sıcak, ve akşamında yediğimiz lagos'da etkileyici olmayınca Boynuz bükünü çok iyi hatırlamamaya karar verdim. Öte yandan hala suyun olduğu en medeni koylardan biri, ara ara gitmek lazım geliyor.

Bir gün Göcek koylarında çok güzel yasal mekanlar görsek diyorum. Suyu buzu rica minnet değil de standard bir servis olarak alabildiğimiz restoranlar. Mekanların standardlarını çok yüksek olarak devlet belirlese mesela, koy büyüklüğüne göre bir ya da iki iskeleli restoran'a izin verilse. Duşlar olsa, insanlar koya köpük salmasa. Atık alma zorunlu faaliyet olsa. Rakı buzu servisi şart olsa mesela :) Çok mu şey istedim? Bana göre Göcek'i kirleten aşırı yapılaşma yasağı. Bir nebze kontrollü medeniyet şart.

Öte yandan oturdu mu insan akşam rakı sofrasına, mezelerin yanına dizdi mi sıra sıra hislerini, bunların hepsi unutulur ve şiir yazmaya başlanır. Yok yok Göcek'te birşey var valla.


Pazartesi

Herneyse. Dönelim konumuza. Ertesi gün yola çıktığımızda niyetimiz yine yelken için Fethiye yönüne gitmekti. Fakat tam açığa çıkıyorken Tersane koyu o kadar güzel göründü ki, oraya daldık.

Tersane 'nın suyu temiz, serinliği de güzeldi. Öğlen saati olmasına rağmen iyi balık geldi. Gerçi biraz ufaktılar ya yeni heves miçolarımızın bu defalık balıklarını geri atmadım.

Akşama kadar da orada kalıp akşamı geçirmek üzere Göbün'e geçtik. Geleneksel olarak restorana gitmeden önce teknede demleniyor, sonrasında restorana geçiyorduk. Mehmet'ciğimin tuttuğu sokkanları restorana verdik ve ek balık istemedik. Sadece yanına meze ve bir 35 lik rakı eklettik. Gelen rakam Boynuz Büküne oranla biraz tuzlu gelince ( sonraki gece gittiğimiz yerlere göre de öyleydi ), Göbün'e de tekrar gelmeyiz diye düşünmüştüm ama öyle olmadı, bizim miçoların en son aşık olduğu koy Göbün olduğundan, son gecemizi de orda geçirdik :)

Akşam yemeğimizi denize 50 cm kala bir masada, ekmek bekleyen bir ördeğin arkadaşlığıyla yedik. Küçük boyutta sokkanları da restoranın köpeği Uyanık mideye götürdü.



Tekneye döndük. Denize daldım. Miçolar da arkamdan. Gece denize girmenin güzelliğini paylaştık miçolarla.









Salı


Sabahları erken kalkmayı seviyorum. Bu tatillerde de değişmiyor. Çünkü en güzel fotoğraflar yeni bir günün başlama saatlerinde ortaya çıkıyor. Göbün sabahı Mehmet bu defa koca koca sokkanlar tutarken, ben fotoğraf turundaydım. En üstteki gün doğumu fotoğrafı ve soldaki fotoğraf o Göbün sabahından.

Salı sabahı acele etmeden çıktık koydan. Bunun iki nedeni vardı, biri miçolarımın ikisinin birden aynı kıza aşık olması ve paylaşma tartışmasının uzun sürmesi :) ( şaka sadece ), ikincisi de miçoların Lüxemburg'lu kayınpederleriyle muhabbet açmış olmalarıydı. Çocuklara bir şans tanımak gerekiyordu.

Öte yandan bizim çapkın miçolar Lüxemburg'lu kıza ( kod adı Leyla ) ulaşma konusunda hiç bir aşama kaydedemeyince, hadiyin dedim, vira demir. Başka limanda sevgili ararsınız! :)

Göbünden çıktık Manastır koyunda iskeleye yanaştık. Manastır geçen gittiğimde de rügarlıydı, bu defa da ciddi rüzgarıyla bizi serinletti. Suyu serin ve ferahlatıcıydı. Miçolar 'en çok burayı beğendik Osman abi' dediler. Yani doğal anlamda. Yoksa gece hayatı konusunda Göbün'ün üstüne yokmuş. :)

Manastır koyu büyüleyici bir doğa ve en çok sevdiğim yönü de tam karşıdan doğan güneşi. Aşağıdaki fotoğraf ertesi günün sabahından.

Öte yandan koyda duş dahi yok. Sadece bir iskele ve kuru etli deniz çuprasını zor yediğimi hatırladığım restoranı. Ama dedim ya, en güzel gündoğumlu koy orası, dolayısıyla bunların önemi yok. Akşamları göl benzeri denize 50 cm mesafede rakı yudumlamak, beklentimin üstüne bile çıkıyor. Bir süre sonra yanımıza bir saz üstadı gelip, birkaç türkü de çalınca güzel bir akşam oldu denebilir.

Çarşamba

Çarşamba sabahı ilk işimiz Manastır yakınlarında başka bir koya demirleyip yüzmek oldu. Sonrasında da Göcek'e dönüp bir kalıp buz aldık. Başka eksiklerimiz de olmuştu da, buzsuz işimiz çok zor olacaktı. Akşam için Bedri Rahmi koyuna karar kıldık. Bedri Rahmi'de hiç iskelede kalmamıştım. Yediğimiz nefis Grida balığı ve muhteşem doğasıyla Bedri Rahmi tatilin bir numarası oldu.

PerşembeBedri Rahmi çıkışında haftanın en güzel ve uzun yelken seyrini yaptık. Fethiye tarafına açılıp 15 knot civarı rüzgarla 7.9 knot hızı gördük ve döndük. Miçolarımdan birinin 'Osman abiiii, salayım mı?' dediği şeyin teknenin bayılması esnasında salmak istediği ana yelken iskotası olduğunu sonradan anladım. Yoksa da mazallah altına salacak sanmıştım. :)

Şaka bir yana, miçolarım çok hevesliydi. Çok da çabuk öğrendiler. Çoğu uygulama için bir kez deneme yetti . Özgür'cüğüm Göcek sahillerinin en hızlı yüzüp izbarço atan miçosu ünvanını haketti bence, tüm demirlemelerimizde çok başarılıydı. Mehmetciğim ise daima 45 derece kazık gibi tutan demiriyle benden en iyi demir atan miço ödülü aldı.

Yelkeni bitirdik ve Sarsala koyuna geldik. Rica minnet biten suyumuza 40 litre su alabildik. Akşam gün batarken restorana oturduk.



CumaO gece 04:30 gibi tesadüfen kalktığımda güzel birşey oldu. Koydaki tüm ışıklar sönmüş, ay batmış, gökyüzü ışıl ışıl bir duvar kağıdına dönmüş gibiydi. Öyle ki, en küçük yıldız zerreleri belirgin. Normalde 10-15 dakikada bir görebileceğiniz yıldız kayması, 2-3 dakika gibi kısa aralıklarda minik minik hareketlenmeler olarak görülüyor. Yandaş bulsam tam denize uzanma vakti ya, miçoların ikisi de uyuyorlardı, rahatsız etmemeyim dedim.

Sabah Sarsala'dan çıktık, Hamam koyuna demirledik biraz yüzdük.

- Osman abi, şurası iyi Osman abi.
- Olum orda boş baba yok, onca yer varken ne diye oraya sıkışalım?
- Ama tekne mavi Osman abi.

Ah mavi tekne! Güzel Lüxemburg'lu Leyla'nın teknesi. El mahkum, mavi teknenin yanına demirledik. Yalnız tekne o tekne değil :). Bizdeki de akıl, bir daha nerden çıksın karşımıza o tekne? Miçolar paletleri takıp tüm koyu dolaştılar, aradılar taradılar, yok yok yok. Leyla'nın izi yok. :)

Ve o akşam Leyla'yı en son gördüğümüz yere, Göbün'e dönüp son gecemizi orada geçirmeye karar verdik. Koya yaklaşıyorken bir anda deniz kıpırtısız bir göle dönüştü. Önce uzaklarda başladı yağmur, ufku sis benzeri kapladı, sonra bize ulaştı. Kıpırtısız denize yağmur damlaları düştü.

...


Göbün'e girdik. Restoranda garson arkadaşlarımız oldu. Sohpete daldık. Karavida isminde bir hayvancığın etinin yendiği, çok besleyici olduğu, fazla kaçırılırsa insanın kendini tekne direğinde bulabileceği ya da dağlarda eşek aramaya çıkabileceğiyle ilgili yeterince seviyesiz ( ama çok da seviyeli olması gerekmeyen :) ) bir muhabbetten sonra yemeğimizi yedik. Son gecemizi kutladık ve tekneye yollandık.

Ertesi sabah 5 gibi kalkıp erken bir gün doğumu seyriyle Göcek'e ulaştık ve teknemizi teslim ettik. Haftayı güzelliğe çevirmelerinden ötürü Özgür ve Mehmet arkadaşlarıma ve güzel tekneleri için Hasan ve Aziz kaptana teşekkürler. Ve tabii Göcek için tanrıya. Ve onu koruyup kollayan herkese.

Ve son olarak da, Göcek'te yaşadıklarımın hazzını, uzakta da olsa varlığının verdiği mutlulukla katmer katmer artıran dünya güzelime teşekkürler.

Sevgiler
Osman

Not: Fotoların tümü http://picasaweb.google.com/osmanolgen adresinde görülebilir.
free hit counter